12 Kasım 2011 Cumartesi

Tembellik Sanatı


Naber lan zibidi! Varya bu kadar olur yemin ediyom, sinavlar geldi ya, calismamak icin en son 10 ay once yazdigim blog aklıma geldi boyle bisey varmi arkadas. Turlu sitelere kaydoldum feysbuk
videolarini gecmisten gunumuze yad ettim, tras oldum birazdan da gideyim iceyim gelince calisirim dicem kesin, cigerimi biliyom arkadas..

Bi insan tembelse; hedef verip ucuna rus koysalar nasil minimum efor harcayacagini hic deneme yapmadan tek harekette bulur okadar. zaten gayen ne bilader, gotun fezaya mi degcek de o kadar yipratiyon kendini, minimum efor maksimum basari hayat felsefesi bu gune kadar hic beni yuzustu birakmadi zaten..

haci o kadar yil sonra %51 agirligi olusturan sebebim isten erken cikmak olarak okula yazildim, ozellikle kolay olsun diye tezsizini sectim, bitircem ya ondan, bide gittim cabuk bitsin diye 1 senelik program buldum(proje yazarsam tabi), onlari gectim asil amacim da bu sayede uzmanligimin farkli oldugunu gosterip farkli bi departmana kayip orda biraz daha mudurden
hedeften uzak rahat takilabileyim. bazen taktir etsem de kendimi bu min. efor max basari hedefinde ilerledigimden dolayi, su siralar egonun ne kadar bos bisey olduguna verdim bi yandan da kendimi taktir etmenin anlamsizligina istinaden.. egosunu atan adam olabilcezmi bakalim zamanla diye de kisisel (dogru veya yanlis yonlu) gelisimimi de boslamiyom yani..Revolver de Jason Statham abimin rahatladigi gibi rahatlasam ne var arkadas, sirtimi geri yaslasam soyle..

rekabet mevzusuna amma cok kitlemisler insanlari, millet hirstan kafayi yemis bilader, aman hic bulasma oylesine uzak dursun diyesi geliyo insanin. bizi de kimbilir kac yasindan beri oyle yonlendiriyosa sistem atmasi da bi o kadar zor, hala bazen bi bos sikimle rekabete filan girerken goruyom kendimi, uyariyom, olmadi kufurlu konusuyom sonra kafamdaki sesle, sonra gidiyom bos vakitlerime donup rahatliyom.. toplulukla yapilan bireysel doga sporlari favorim hala, belki ilerde sadece seviserek rahatlar hale de geliriz kimbilir.

bu sayfaya da hic boyle icten dokturmemistim, demekki degismeyen tek sey degisim sozune uygun ilerlemem suruyo, da ben ben cumleleri yazmak da bi o kadar sikindirik oluyo..

neyse hafizlar asil konumuza gelelim, 3. dunya savasi gelirken, wall street eylemcilerinden yana tavir alamamanin verdigi caresizlik duygusunu atabilmek icin gelistirdigim ye-ic-sic-yat tekniginde gosterdigim kaydadeger ilerleme, iranin israile koydugu posta ile ulkeler arasi gerilimdeki
ilerlemeye paralel gitmesinden dolayi; kaddafi kardesimin bosalttigi ulkenin de tadinin kacmasiyla beni cikan savasta askere cagirdiklarinda kacacagim ulke sayisinin 1 eksilmesi nedeniyle yeni ulkeler arayisinda guney afrika alternatifi ile ilgilenmeye itmedi desem yalan olur. sonucta acil cozum uretmek lazim savas dedigin yakinda baslar, bizim de siginacak bi kapimiz olmazsa savasta safsalak bi komutanin gotunde olume giderken buluruz kendimizi valla. guney afrika guzel olm, bak hem candice swanepoel gibi efsaneler cikiyo memleketten, filan diye dusunurken kacis yolu olarak denizin ne kadar saglikli olacagi konusundaki tereddutlerim de artti bi yandan.

neyse o zaman gelince dusunuruz nasil kacacagimizi, simdi oncelikle ders calismak lazim, bu da 15 dakkada bitti arkadas, biraz yaziya uygun resim baksak 10 dk, sonra gidip bikac bira iceyim bari de kafayi toplayim yarina, sonucta tatil iyi gecmezse is daha boktan gecer felsefesini ilke edindik bikere..

1 Ocak 2011 Cumartesi

Dünya sikime Minare götüme!!


Naber lan zibidi, uzun bir aradan sonra yine yılbaşı tam gün mesai yapınca varlığını anımsayıp seni tekrar rahatsız etmeyi kendime bir borç bildim. Görmeyeli imaj değiştirmişsin götü göbeği salmışın demek isterdim sana ama ne yaptıysam o haldesin hala lan, olm bi karakter sahibi ol lan artık, kendi kendine yetmeyi öğren, kendi tarzın olsun, ne özenti, karaktersiz, şahsiyetsiz, cibiliyetsiz, göt bi adammışın lan it diyerek sana atar yapma görevimi de yerine getirdikten sonra; hayata insanlara doğaya ekosisteme sosyal yaşama kültürel etkinliklere ve siyasete, yani kısaca karı kız muhabbetine dair uzun soluklu makalelerimle tekrar seni bi şekle sokma kararı almış olmakla beraber ne yarın ne 2012 ne de sonrasında tekrar yazma taahhütünde bulunmayacağımı ve sikimde değilsin olm tarzında artis artis takılcağımı da ayrıca vurgulamak isterim.
Beni sorarsan hiç bi değişiklik yok sadece ev,iş,şehir, kadın vb küçük bikaç değişiklik oldu, onlar da gereksiz teferruat, ama hacı istanbul gibisi yok onu söyliyim, öyle pakize suda yılmaz özdil önderliğinde ilerleyen izmir şovenistlerinin dediklerini zerre sikine takma. Sonuçta çoğunlukla insaevladı bi götü dayayacağı güç(inanç), bi derdini her dakka dinlicek ve cinsel ihtiyaçlara cevap verebilecek partner, bide kendini ait hissedeceği takıma ihtiyaç duyar, bu gençler de kendilerini izmirliler takımı diye belirtiyo hepsi o. Sen nası GSlisin o ayak işte. Ama bu aralar çok gözüme batıyo, bize heryer TS diyen tayfa gibi bunlar da memleketinden kaçıyo sonra gittiği yerde illa güzel biyer bulup oraya izmir gibi, küçük izmir kıl yün isimler koyuyo. He diyip geçmek lazım.

Siyaseten İzmirin de istanbulla aynı kesede tutulması lazım, sanki izmirli hergün siyaset sofrasındaymış ona buna korkusuzca tepkisini koyuyomuş gibi özgürlükçü diye de atıp tutuyolar da olm 7 sene kaldım heryer aynı bok, bikere adam denizi görünce rakı içer rakı içerken de tutanak yerse tutanak tutmayana oy verir olay bu, bak hacı herşeyin başı ekonomi.Çiftçi çillerden beri niye dyp ve muadillerine oy atar, zamı ondan görmüştür de ondan, yoksa çılgın hitap sanatına mı tavan yapmış IQsuna mı vurulacak. aynı mantık sorsan tayyibin tam ismini(RTE) bilmeyen adam kışın kömürü o verdi diye ona oy verir, kılıçdaroğlu ne kadar kıçını da yırtsa(herkese iş, aş..) chp bayrağı altında olduğu için, çocukluktan beri chpye doldurulmuş tavır almış kesimin oyunu sittin sene alamaz, iddia ediyorum, başka bir parti adı olsa iktidar olur. Hayır sen adamı 7gün günde 15 saat çalıştırırsan o adamı da suçlayamazsın sen niye tayyibe oy atıyon diye, nitekim herkes siyaseten bilgili olmak zorunda da değil adam takılmak ister sadece. senin otunla bokunla uğraşmak zorunda değil. hacım sen koy asgari ücret zammını, sgkyı işler hale getir, herkes para kazansın, boş vakti artsın bak ozmn kitle nası bilinçlenir.

Ayrıca bunlar küçük işler olm. Bu devirde astronotla takılcan.
Adam şunu gözle görmüş la;

Öncesinde şunu belirtmekte fayda var, astronotluk yapmış biri olurda şirketim varken karşıma çıkarsa, emekli filan şöyle tatilde filan olsa, ne işle meşgul olacağını hiç düşünmeden kesin sağlam bir teklifle işe alırım. Astronotluğun astronot için en önemli getirilerinden biri de karakter gelişimine sağladığı büyük katkıymış kanki, adam dünya sikinde değil penis enlargement pills kullanıp mandalin 31le hayatını geçiriyo, bide yanında hatun varsa on numara kamasutra..

Tabi bunun yanında halıyı üst kattan silkti diye atar yapan tipin, sağdan geçti diye silah çeken manyağın, benim tohumum şurdan geliyor atam bu kandan cinsim kıl yünden ben senden üstünüm diyen adamın tipine bakıp taşak geçmekle kalmıyo, bide hakir görüyo... Boş işler peşinde ne takılıyon olm şu anda benim tek dal spermim senden daha büyük diye de yerinde benzetmelerle insanlık gururumuzun aq.

Ondan çok kasma hafız, yok RTE soymuş yok Hande Ataizi hala toymuş, takma kafaya takıl kafaya derdinde adam. Sempatim var benim bu ibnelere lan galiba.

Neyse bro, sana doyum olur, yeterince de doydum şimdilik, hadi eyw.



26 Ocak 2010 Salı

İnsanlığın temel taşı!!!

Tipik kendine has bir canlı türü olan insanda beliren bu şekilde gerek teknolojik gerekse ideolojik açıdan gelişiminin nedenlerini irdelemenin topluma sağlayacağı yararı düşünmeden önce topluma ulaşmanın yollarını planlamanın daha mantıklı olacağını bildiğimden süper bir yol haritası çıkarıp kendime, konuyu 72 küsur milyonun+ kalan 7 milyarın(google çeviri yoluyla) yakınen takip ettiği bloğumda ele alıp, din bilim ve siyaset üçgeninde yaratacağım depremin yaralarını da evin önündeki parkta 7,75 km pedal çeverirek sağlayacağım yardım fonuyla aşmayı düşündüm. Bu kusursuz planı başarıyla hayata geçirebilmemde emeği geçen Y kromozomuna, google blog camiasına ve yardım fonu konusunda verdiği ilham sayesinde İngiliz velede ise sonsuz şükranlarımı sunmayı bir borç bilirim, ama yaparmıyım onu bilemem, plan her türlü saat gibi işler ama işte insanoğlu teşekkürü kabul etmez diye çekincelerim var az az.

Neyse geçelim konumuza ey sevgili piyanist şantörüm, sünnetçim, conta üreticim, aerobik hocalarım, sex işçim, caretta caretta takipçim kısaca tüm gönül dostlarım, konu ilk başta da belirttiğim şekilde insanoğlunun gelişimi konusu.

Başta belirteyim bu gelişim tamamen yerleşik hayata geçmekle alakalı, bunu biyerden biliyordum diyor gibi olduğunu hissettim, ha tam bu noktada ise bu söz ağzından çıktıysa gelişime ve yeniliğe kapalı ve önyargılısın diye bokumu da atarım iki dakka dinle arkadaşım diye de rencide ederim normalde ama, hadi sen tanıdıksın ayıpolmasın şimdi.

Neyse dönelim konumuza, yani kısaca iddaa etmek isterim ki bu insanlık gelişimi sex odaklı insan yapısından kaynaklanıyor. Hatta bir adım daha ileri gidip yerleşik hayata da bu nedenle geçmişlerdir desem yeridir. Yani şimdi avcı toplayıcı hayvanları görüyoz aga, güçlü olan hayatta kalıp çoğalmayı sağlıyor hayvanda. Ama insanda böyle bir mevzu yok yerleşik düzene geçildiğinden beri, insanlar zaten istemese bile kafadan 50 sene hayatta kalıyor, haliyle dişi erkek etkileşimi açısından çoğalma evresine geçebilmeleri için insanlar bir şekilde fark edilme amacı güderek hayatını idame ettiriyor. Al baba en baştan ele, şimdi yerleşik hayata ilk geçildi,
ufak bitki yetiştirilmesine filan başlandı, köye ilk patates tohumu getirip, yetiştiren alemin karizması olup köyün en iyi hatununu götürdü mü götürdü. Burda ne olmuş oldu, kız açısından ele alırsak güzel görünümü rol oynadı, erkek ise aklıyla etkileme yoluna gitti, tam ters cinsiyetlerde de ele alabiliriz durumu tamamen eşit yani..

Neden uzakdoğu paso mucit, yardım olsun şunu söyliyim adamlarda erkek nüfusu kız nüfusunun baya üstünde.

Yani türlerden eli yüzü düzgün olmayan bir şekilde kendini belli etmeli, ya keşif yapar, ya felsefe yapar, ya sanat yapar, ki bu sayede çoğalabilme amacına ulaşsın. Mesela Descartes Stockholmde güzel isveç insan yapısının içinde yokluk çekiyordu ki, sorgulamaya başladı herşeyi. Önce ulan kim götürüyor bu hatunları sorgusuyla başladığı yolda kendini o kadar ilerletti ki, ben varmıyım sorusuna kadar getirdi kendini, en son düşünüyorum öyleyse varım dedi ve golü attı..

Keza Marx yine öyle, evliyken başka birinden gayrımeşru çocuğu bile oldu adamın da, çocuğu kankasına kitleyip kitleleri uyandırmama yolunu seçti. Ne sayesinde...

Yanlış anlaşılma olmasın, hepsi büyük insandır, sayelerinde bir adım önde başlıyoruz yarışa sadece isimlerini versek bile piyasada bir adım öne çıkıyoruz, saygım sonsuz da, ben de sonuçta teorimi desteklemek için yani.. Bide din için ele alacam da üşendim..

Yalnız bu işin zararları da yok değil, son senelerde süregelen teknolojik gelişimin hayatı kolaylaştırmasıyla dişiyle erkek yaşamı aynı çizgide kesişince, ufak ufak kayıplar yaşanmaya başlıyor gibi. Misal gen yapımızın birbine en yakın olduğu orangutanlar ile insanların bugünkü genleri bir karşılaştırmaya tabi olmuş ve çıkan sonuç ise diğer incelenmiş olan genler ile insan geni arasında %2 farklılık gözlemlenirken, Y kromozomu açısından aradaki fark %20 lerdeymiş. Buna Y kromozomu evrimleşiyor diyebilirmiyiz, bence deriz. Yani neymiş erkeklik elden gidiyo olm..
Sonuç olarak söyleyeceğim şudur ki herşeyin başı sex, insan türünün dünyası da diğer canlılar gibi hala bunun üzerine kurulu..

Birde o kadar uyarıyoruz Y kromozomu gidiyo elden filan diye ama herifler araştırmadan kaçınmamış yinede, sence neden, anladın sen her yol Bağdat arkadaşım;
Bikaç çeşit tek eşli hayvanın geni incelenmiş, çok eşli tarla fareleriyle karşılaştırılmış ve ortaya tek eşli olmalarına neden olan gen çıkmış, bunu farenin geniyle oynayarak değiştirmişler ve sonuç; fareler tek eşli olmuş. İnsan üzerinde denenmesi yakınmış; bi noktada işime gelir..

18 Ocak 2010 Pazartesi

Hükümete teklif/tehdit adına..

Kadın erkeği hangi noktaya kadar kontrol edebilir? Kontrol sınırları kişiden kişiye hangi değişkenler bazında değişebilir? Gay/lezbiyen çiftlerde kadın rolü oynayan birey de aynı mantıkla erkek rolündeki bireyi kontrol edebilirmi? Kadın ile erkek arasında gelişen bu ilişki diğer tüm değişkenler sabit kabul edildiğinde ne kadar sürer? Evliliğin bitme nedenleri nelerdir, sevişmenin bitme nedenleri nelerdir, prezervatifin bitme nedenleri nelerdir? Rusya ile vizenin kalkması zaten vize sıkıntısı yaşanmayan Ukraynada soğuk duş etkisimi yoksa kaplıca etkisimi yaratır? Rusyanın nesilden nesile aktarımı başarıyla sağlanmış genetik yapısı değişirmi, değişirse nasıl ve ne kadar sürede ve ne yönde değişir? Çizerek açıklayınız..

Asgari geçim şartları arasında cinselliğin vizite ücreti bazında hesaba katılmasını, asgari harcamaları belirlemekle görevli ekibin market analizi süresinde veri toplamakla görevlendirdiği
ekibin, maliye bakanlığınca alkol harcamalarının karşılanmasını ve malulen genç yaşta emekli olmalarını savunan ben; bu departmana girişin ise sadece KPSS puanı baz alınarak hak eden çocukları elemek yerine, birebir mülakatla AKP yandaşı tayfa tarafından mülakata alınarak adayın bir kerelik kendilerine çaktırılarak seçilmesinin kadrolaşmaya yol açıp açmayacağını da bir yandan merak etmekteyim.

Ama madem konumuz bu değil ilk paragrafta bahsettiğimiz konu da değil, o zaman ikisini kombine etmemiz ve bu üst tarafı boşuna yazmış olmamamız yararımıza olur diyerek, gelir dağılımındaki adaletsizliğe dur denmesi açısından hazır sex ödeneği şeklinde bir ödenek ortada yokken, belirli aylık gelirin altındaki kesimden maaş bordrosuyla kanıt göstermesi karşılığında tüm vergilerden muaf tutularak çok cüzi meblağda uçak bileti tahsis etmenin, hem 3 çocuk talebinde olan hükümet açısından hem halkta oluşan moral motivasyon açısından başarılı bir hareket olacağını varsaydığımı belirtmek isterim.

Ama baktım görüşlerim kabul görmüyor, bizim üst komşu AKP il teşkilatı üyesi amcamı eve davet ederim, alçak koltuğa oturturum masada birtek bana çay koyarım ona vermem, sonra da ingilizce dikkat edin benden alçakta oturuyor, masada çayı da yok diye taşak geçerim, bunu çeker yutuba koyarım. AKPyi aşağılarım, uyarmadı demesinler.

9 Ocak 2010 Cumartesi

Müştebanın yılı..


Müşteba Hacıkafiroğlu bir sabah uyandığında kendini devcileyin bir insana dönüşmüş olarak buldu. Bir süre vücudunu inceleyip neyin nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra cinsiyetini merak edip içeriye bir göz atmak amaçlı sağ elini oynatmaya çalıştı. Elini hissetmeye yoğunlaştı önce, tepkisizdi, sonra üzerine yattığından kaynaklı uyuşmayı farketmesiyle, yoğunluğunu sol eline kaydırdı, oynatabiliyordu. Tek tek parmaklarını inceledi önce, sonra elini kendi etrafında döndürmeye çalıştı, başaramadı, zorladı, olmuyordu. Vazgeçti elini oynatmaktaki hedefi tekrar beynine küçük bir uyarı işareti verince, düşünceye yoğunlaştı ve nihayet hatırlamıştı; cinsiyetine bakması gerekiyordu. Bu düşünce denizinde boğulurken geçen süre zarfında parmaklarını da oynattığını farkedip, aynı anda iki işe odaklanabilme yeteneği olan beyninin kalitesiyle parmak kontrolünü sağlayabilmenin verdiği duble sevinci bir arada yaşadı. Ve hedefe yöneldi..

Pijamasının altında olan biteni yoklayarak anlayabilecek kadar eline güvenmediğini farketti sonra, gözle görüp işini garantiye almayı seçti. Zaten Müşteba hayatı boyunca memur bir ailede yetişmenın getirdiği güvene dayalı yaşamı kendi hayat felsefesi haline getirip gazozunu dahi riske etmemeyi tercih ederdi ve gördüğüne inanmayı hissettiğine tercih etmeyi seçmişti hep. Tüm bu hayat hikayesi aklından geçerken ani bir irkilme yaşadı sonra. Müşteba zaten kanlı canlı bir insandı, ne diye kendi kendine havaya girip kendine artistik yapıyordu ki sanki;

Bunları düşündü sonra, Rukiyegül'e kendini beğendirmek için türlü şaklabanlıklarından biri olduğunu düşündü, Kafka'yı düşündü sonra. "Ulan Kafka da ne kız götürmüştür"e doğru giderken muhabbet, ufak bir ayrıntıyı atladığını anladı, şaşırdı. Hemen yataktan fırlayıp etrafına göz gezdirmeye koyuldu. Banyodan gelen su sesini fark etti, hatırlamaya çalıştı olan biteni
aynanın karşısına geçmeye koyulurken. Aynada yansımasını incelemeye koyuldu beyninden dün gece olanlar geçerken. Dün geceyi hatırlayamadığını farketti sonra, alkol dozunu aşmaması gerekiyordu diye hayıflandı gözü burnunun sağında beliren sivilceyi incelerken. Sonra boynunun sağında belli belirsiz ortaya çıkan renk farklılaşmasına kaydı gözü, "ulan" dedi kendi kendine şaşırma boyutunu farkettirmek için, önce darbeden kaynaklanıp kaynaklanmadığını farketmeye çalıştı, yokladı. Hayır bariz birine emdirmişti. Tekrar bu sefer biraz daha yüksek "ulan" dedi, birine boynunu emdirmenin kendine göre gurur verici olduğunu baz alarak küçük bir heyecan ve gurur kıpırtısı ile şaşkınlığının yüksek dozu birbirine karışınca. Kıllandı, sorguladı ama nafileydi. Dün geceye dair hiçbirşey hatırlamıyordu. Kastı, denedi biranın dökülmesi, gece karanlığında bir gıdıklanma hissedip gülümsemesi gibi birkaç anlamsız kareden başka birşey canlanmadı gözünde.

Sonra banyodan gelen su sesinin kesilmesiyle aradığı kanıtı bulabilecek olmanın sevinci kapladı tüm vücudunu ve aniden banyoya yöneldi. Sonra bir anda duraksadı, yüzleşebilecek kadar gücü olup olmadığını düşündü, cesaretini toplayıp bir adım daha yaklaştı, sonra vaz geçti. Onu durduran sadece çekimserliği değil aynı zamanda adımını atınca baldırında duyduğu sızlanma hissiydi. "Yatakta iki kişi yatınca böyle her tarafı uyuşuyor insanın demekki" diye kendini havaya soktu, bu motivasyon bünyesine iyi gelmişti, ama birde olan biteni hatırlayabilseydi..

Kararını vermişti artık, içerideki her kim ise gidip görecekti. Tam ikinci adımı da attığı sırada ne söyleyebileceğini düşündü kapıyı açınca. Ve acaba nasıl birisiydi geceyi geçirdiği sorusunun yarattığı merak içini kemirirken, olanları hatırlamamasının yaratacağı kırılmayı tarttı karşısındakinde. Eli yüzü pek düzgün değildi Müşteba'nın hatta "götüme kaşgöz çizsem daha güzel olur" denebilirdi onun için tabiri caizse ama aynı oranda da karşısındakini düşünür empati kurmayı çok iyi becerirdi. Bu nedenle güzel bir giriş yapmasının önemine karar kıldı ve karşısındakini onorize etme odaklı bir giriş düşündü. Hem kim bilir belki çok güzeldi ve birlikte güzel zaman geçirebilirlerdi sonraları da. "Ama ya o tek gecelik bir hata olduğunu düşünmüş ve derhal bu konuyu kapatıp yaşanmamış gibi yapmayı seçmişse" düşüncesi biran beyninde belirmesiyle Müşteba küçük bir burukluk yaşadı. Zaten sızlamakta olan baldırı bu burukluğun etkisiyle oluşan motivasyon kaybı ile birleşince sendeledi ani bir sızıyla.


Banyo kapısının yanında duran komidine tutunup üstündeki ölü toprağını atmayı seçti Müşteba. Hayatta hep boktan zamanların altından da zaten bu kendi kendini motive edebilme yeteneği kurtarmıştı onu. Olumlu düşünmesinde partneri de yardımcı olmuştu Müştebaya ona göre. Bırakıp gidecek olsa uyandığında giderdi ama şimdi ise banyosu bittikten 10 dk sonra bile hala içeride ki bu da onun bana karşı güzel görünme isteğine dayalı bir çabanın sonucu" diyerek motivasyonunu tavan yapıp, kapıyı açarken ise "günaydın birtanem dün gece çok güzeldi" demeye karar kıldı bir yandan.

Ve sonunda o an gelmişti, Müşteba yeni bir aşka yelken açacak olduğunu hissediyor, içi kıpır kıpır oluyordu. Kapı koluna uzandı, çevirdi, kilit açılmıştı ve kapı aralanmaya başlamıştı. Zaman durmuştu Müşteba için, kalbi yerinden çıkacak gibiydi. O an söylemesi gereken sözleri sarfetme zamanının geldiğini farketti ve " Günaydın birtanem, dün gece çok güz.."

O sırada açık olan camdan mahallenin gençlerinin sohbeti duyuluyordu belli belirsiz;

-"Lan Mücahit duydunmu bizim Cengiz Abi dün Müşteba'ya kaynamış, bardan kaldırmış kafa 1500ken"
- Hahah yapma ya, hahahah!!!! Faruk olm bişey söyliyimmi, zaten duygusal bi herifti o bide kibardı, gördüm ben o ibneliği onda..

Müşteba kahvesinden bir yudum aldı, bu dışarıdan gelen lüzumsuz sesleri duymazdan gelmek istercesine, Sonra tekrar klavyeye döndü, durdu, acıktığını farketti, bir sandviç hazırlamak için yerinden doğrulmadan önce birkaç not aldı yanındaki kağıda;
" Hafız kendinden bahsettiğin bölümleri paragrafla ayır, olayları daha ayrıntılı uzatarak yaz, tepkilerini daha iyi betimle."
Ve motivasyonunu dışardan gelen seslerin bozmasına izin verecek niyeti de yoktu hani, haliyle birkaç da motivasyon notu aldı hemen diğer notun altına;
" Bunları yap bi kitap yapalım "Eşcinsel yaşam denizine atılan ilk kulaç" ibaresini ya başlık yap ya cümle içinde kullan. Bastır kitabı, al BMWyi bikaç ezilen adam muhabbeti de yap alemin kıralısın olm, sonra gel bu Mücahitle Faruğun ağzına sıçtır..."


Ve nihayet küçük bir sızıyla kalktı yerinden mutfağa...

7 Ocak 2010 Perşembe

Evrim Tüyosu


"Ben!" burada bugün RTEnin böyle böyle ibneliklerini gördüm, ama alenen ortada değil bu akşam haberlerinde filan da sadece RTE sağındaki yaşlı adama acayip gülümsedi, hatuna şöyle
kibar davrandı, ona dil attı bunu göt etti, herkes hayran kaldı" filan gibi haberlerle verildi bu, ibneliği sadece ben ve başka bikaç arkadaş gördük. Sen görmedin veya ilgilenmedin. Ama ben gördüm. Sen paso kitle afyonlarıyla takıl, kafa binbeşyüz dizi,futbol kıl yün onlarla uğraş, zaten apolitizesin, korkaksın görsende götün yemez....Diye davranan tiplere olan uyuzluğumu farkettiğim an düşündüm, Türkvari bir hareketmi yoksa genelde mi böyle bu ademoğulları.

Bi sen mi zekisin,farklısın, kıl yün.. Bak super kahramanlar Dunyayı kurtarırken mızmızlanıyomu senin gibi, yok siz yatagınızda yatarken ben sizin götü kolluyorum filan diye. Super kahraman olmak istiyorsan mızmızlanma, yok bilinçlendirmek istiyorsan ozaman da önce efendi ol kendin bilinçlen.

Herşeyi adabına uygun mu yapmak gerekir, kuralı neyse o öylemi? Misal arabaya kapıyı açıp
binmek yerine bagajdan girince hep garip gelir insana. Sonuçta ikisinde de nihai hedef direksiyon başına geçmek değilmi, insanların gidiş yoluna da puan veriyorsun farkettiysen arkadaşım. Sen direksiyon başına geç o arabayı çalıştır diyorsun, adam arka kapıyı açıp öne ordan geçse bile garip geliyor ilginç ilginç bakıyosun. Bu ilginç bakış da ilginç bir bakış açısı, garip bir yaklaşım.

Nedendir bu hezeyanım diye durdum sonra, düşündüm, Müslim Babaya arabeskten rocka geçerken yaşattıklarını düşündüm insanların, üzüldüm.

Ama alışılmışın dışının cazibesi de yadsınamaz şimdi bak az önce atıp tutmuşum abi kusura bakma kıvamına da geldim hani. Herkes bisiklete biner biri ters biner izleriz, başka biri düşer kalkar devam eder, onu da izleriz. Halbuki yandan birsürü bisiklet gider ama hiçbirini farketmeyiz.

Veya mesela herkes bulaşık yıkarken şarkı söyler, bi Dario Moreno çıkar hepimiz dinleriz, sonra bir de diğer taraftan Ajdar çıkar yine acayip ilgi çeker. Ortadaki sıradan sayılanlar öyle takılır.

Şimdi bunlara göre teorimi sunmam gerekirse ilgi çekmenin iyisi kötüsü olmaz diyebiliriz. İyi ama nerden senin teorin bu lavuk yıllardır bilinir der gibi olduğunuzu hissettim, kıllandım, açıklayayım;
İşte bu ya güzel olan,
şimdi herkes bu teoriyi biliyor mu biliyor
peki herkesin uğraştığı bir/birkaç ilgi alanı varmı var. Misal bankacı tenis oynar, şoför fotoğraf çeker, dansöz king oynar...
Şimdi al bu ikisini işle sun servise; ne buldun, ne buldun bilmiyorum ama ben üzerinde çılgın deneyler hesaplamalar yaptım; sonuç:

2826 yılında diğer değişkenleri sabit kabul edersek herkes bu zamandan süregelen farklı olma
çabası nedeniyle garip mutasyonlara uğrayacak, misal farklı olmaya çalışan futbolcunun ayağında top yerleştirme oyuğu oluşacak, dansözün omurgaları (henüz)270 derecelik dönüşlere izin verecek, serbest paraşütçü süzülmeye elverişli hale gelecek.
Yani farklılık candır derken evdeki bulgurdan olacak insanoğlu; bu evrede sen ne kadar sıradanlığını korursan o kadar kazançlı çıkarsın, tabi yavrularının da bu sıradanlığa riayet etmesi kaydıyla..

31 Aralık 2009 Perşembe

İç Çelişme ve Dışa Vurum..

"Yılbaşı günü tam mesai yapmanın getirdiği gazla, tepkimi göstermek amaçlı iş yerine geyik yapmanın ne kadar bünyemi rahatlatabileceğini tartarken; bir yandan da hergün zaten yaptığımın farklı olmadığını, boş beleş takıldığımı kendime hatırlatıp, bünyemin öyle çok havaya girmemesi gerektiği yönünde telkinlerimi sürdürüyorken rastladım ismine chrome adres çubuğunda. Öyle masum öyle savunmasız geldin ki gözüme düşene bir tekme de ben vuruyum diyerek bu yazıyı kaleme almayı uygun gördüm sevgili blog" diyerek bloga hitap edecek kadar yüksek seviye şizofrenlik belirtim olmamasının haklı gururuyla ve akşam alkolün dibine vurup üstüne 3 gün tatil olmasının da gazıyla insanlık için küçük şeylerden mutlu olmayı bildiğimi gördüm, birde 2012 filminde türklerin esamesinin okunmamasını gördüm ve sevinç ile burukluğu aynı anda yaşadığımı farkettim.


Daha da kendi hislerimden bahsedersem Maya kabilesine filmde prim yapmak amaçlı atılan bok gibi bok atabilirim kendime diyip, Erdoğan'ın, filmin sonunda Nuh'un gemisinde genç bilimadamı duygu sömürüsü yaparken "van minit" şeklinde bir çıkış yapmasının filme nasıl çılgın bir aksiyon getirebileceğini kurgulamanın daha neşeli olabileceğini farkettim.

Ama Çin yapımı gemi ne kadar iş yaparsa bu boktan film de o kadar iş yapar diyerek yola devam etmeyi daha uygun buluyorum.

"Happy Christmas" diyerek sözlerimi sonlandırırken, "ulan bu ne perhiz bu ne lahana turşusu" diyerek yılbaşına özgü bir yazı yazmanın gerekliliğini farketmiş olacağım ki, "daha o kadar klişelere gömülmedik yawrum" diyerek tamamen farklı bir konu ele alarak bir nevi "ben farklıyım" imajı yaratma çabasında olduğumu fark ettiğim gibi kendime siktiri çekip, daha fazla yavanlık yapmadan herkese de "alkol dolu geceler, çılgın eğlenceler" dileyerek efendi gibi sisteme geri dönüşü sağlayarak ne kaz yansın ne tavuk kıvamında takılmayı uygun buldum.

Ama bi Santa Claus ele alınmadan yılbaşımı geçer lan, diye kendime son fırçamı da kaydıktan sonra; sizlere yıllardır şüphelendiğim bir konuyu sunmaya karar verdim.
Konu: Santa Claus çocuk istirmarcısı
Sebepler:
1- Kıllandırıcı Neden- Evde kimse yokken girip sadece evin bebesine görünmek.
2- Sağlık Nedeni- Şöminenin yanında belirmek, bununla ilgili bacadan iniyor yorumları yapılmasını sağlamasına karşın, pantolonu çıkartınca kıçın üşümemesini sağlaması, sonuçta adam yaşlı götü titretirse bisürü iyileşme derdi.
3- Fantastik Neden- Dolaylı yoldan insanlara yılbaşında kırmızı don giyilmesi adetini yayması
4- Görsel Neden- Bu teknoloji içinde hala geyikle gezmesi, senede bir fantazi hakkı varken diğer zamanı hayvanla ensest ilişkiyle geçirmesi
5- Belirleyici Neden- Kimliğini saklaması, kılık değiştirmesi(toplumsal baskıdan kaçış)
6- Kılık Kıyafetsel Neden- Tüm kıyafet kırmızı iken ve kırmızı ile binbir renk uyumu mümkün iken tam çükünün üstüne beyaz desen giymesi(meninin gözle görünmesinin önüne geçmek) ve bol kıyafetler(ereksiyonu gizlemek) ve hatta parmak izi bırakmamak için eldiven
7- Sapkın Çekingen Neden- Artık sapkın kimliğini gizleyerek kendini halka benimsetmenin kaymağını yemek amacıyla çocukları kucağına oturtup bir elini bacağına atması

Ama en azından adam delikanlı;

29 Aralık 2009 Salı

Kariyer Planı


Şu cinlere 3 harfliler, iyi sıhhatte olsunlar gibi sikindirik lakaplar takıp da sonra onlardan medet uman insan evlatlarını hiç anlamam. La biri benim hakkımda iyi sıhhatte olsun dese eşrafta, küfürlü konuşurum resmen, hakkımda atıp tutmasın diye de haber uçururum, gerekirse ortak takıldığımız kaveden çayını keserim ibnenin ki aklını başına toplayıp ileri geri konuşmasın hakkımda. Yalnız burdan da rahatça gözlemlenebildiği kadarıyla benden cin filan olmaz. Ha olur da olursa o zaman efsane yazarım emin olsunlar, ama işte bizim elimizden tutan yok, olsa bi hamili kart yakinimdir kartvizitimiz, o zaman girerdim belki ama bu cinler de hep torpille adam alıyomuş, ondan kasmıyom fazla.

Bi insan kendine öyle güçler atfetse efsaneler yaratabileceğini zaten öngörür gerçi, bu bana özgü bir durum da değil. Ama kendime uyarlayıp neler olabileceğini işlemek de ayrıca keyif verir. Ha bu durumda keyif verir diye de hemen o konuyu işleyecek olmam, keyfin alasını veren uyuşturucu camiasına girme eğilimi içnde olduğumu gösterir ki bu da hoş bir izlenim değil kanımca. Ne o öyle, keyif veriyo sırf diye her boka atlamak. Ha arada cigaranı sar ona sözüm yok da, hep ben hep ben olmaz onu da aklından çıkarma.


Ama bu konuya ithafen acayip korku filmi çekerim, yeri gelir gibi olmuşken belirteyim. İlk olarak filmi Norveçin kuzeyinde güneşin geldiği vakit çekerim, ilk bombam bu olur. İzleyenler gün ışığına artık daha fazla sığınamayacağını bilsin önce. Yani 6 ay güneş gören bu insanların da kötü ruhlar tarafından gündüz gözüyle öldürülebileceğini gösteririm. İkinci olarak öyle gidip holivut yapımıysak hıristiyanlara hitap eder Jesus is the only way ayağında gezersek hitap edeceğimiz kitle belli der, gelirimizi de kısıtlarız yok yere. O nedenle öyle bir yaratık katil yaratırım ki, çoğu dine hitap edebilelim. Mesela en güzeli, bu noktada çoğu dinin gök tanrı bazlı olduğunu düşünürsek, bi gök tanrı kıvamında bir kahraman yaratıp sonra onun belli sebeplerle kafayı yemesinden kaynaklı, türlü arızalar çıkarmasını baz almak süper olur.

Düşünürsek misal gök tanrı hatunsuzluk/adamsızlıktan veya kısaca yalnızlıktan kafayı yemiş, bir parmak şıkıyla striptiz başlatıp, real time porno oynatıyor ve kanlı vücut fetişi, haliyle ufak ufak kesip biçtirerek seviştiriyor insanları. Bi Saw serisinde yer alan cinsellik gibi farz edilebilir. Veya patron kim göstermek için bir er kişiyi meydanda sallandırıyor ki alem ders alsın.


Ama bunlar cacık oldu biraz. Sonuçta adam tanrı la, ne istese yapar, o iş korku yaratmaktan ziyade bokunu çıkarmaya döner. O yüzden daha derin bir senaryo iyi olur. Şimdi tanrı kendine bir eş yaratıyor, ama ortalarda takılan bu hatunu/adamı bir şeytan müridi zıplata zıplata...Sonrasında tanrı öc almak için (deist gözüyle) doğrudan müdahale etmeden türlü uzun soluklu planla/katakulliyle bu zıplatana bir ders verip hak yoluna dönmesini sağlamaya çalışıyor. Ama herifçioğlu/kızı çakal, yemiyo numarayı, misillemesini yapıp bir de arkadaş çevresine zıplattırıyor bu seçilmiş kişiyi. Tam bu noktada belirtmek isterim ki, seçilmiş kişi demek bende hep tanrının kaymak için nadasa yatırdığı, serpilmesini beklediği kişi izlenimi bırakır, o nedenle öyle ele alıyorum. Tabi, bu noktada tanrı altta kalırmı, gidiyo hemen, bir kafası güzel ölü, birde boşbeleş ruh salıyo piyasaya; işte bu noktada film gelişme aşamasına geçiyor.

Ölü kılıklı olan, her türlü pornografi yaparak öldürüyor ama, farklı olacak ya ibneler. İlla bir marjinallik, bi coolluk olmadan film tutmaz zati. Misal kafa kesip saxo yaptırıyor, veya kıça şişe içinde torpil sokup dikiyor deliği. Bu mevzu seviyesizce uzar yol yakınken keselim. Devamında bi orgy partyde buna ex, LSD filan; uçuyo tabi bu, gidiyo kafa güzel tanrıya kafa filan tutuyo, ahlaksız tekif filan derken işinden oluyo.

Sonra ruh geliyor ama piyasada hep güneş, dedik ya Norveçin kuzeyleri diye, ruh sapıtıyor, bir gölge olup geçemedikten sonra, bir karanlıktan ses gelme modunu yakalamak amaçlı, götüne teneke bağlayıp dikkat çekemedikten sonra napsın bu adam. Bütün gün güneşin altında yiyor UV ışınlarını, beyni sulandırıyor. Üstüne bunu ciddiye alan yok, hafız ne ayaksın sen modunda herkes, sonuçta günlük güneşlik havada ruhtan mı korkulurmuş hiç. Bi de zaten refah had safhada, bodruma top mu kaçtı, gider yenisinden bi kamyon alır onu almaya gideceğine. E bunlardan dolayı bu ruh da haliyle insanları korkutamadıkça özgüven yitiriyor, hatta ciddiye alınmama korkusuyla korkutma işinden elini eteğini çekiyor, bi şekilde elde patlıyor.

Sonra sonuç aşamasında bi anda tanrıya olan inanç sönüyor, insanlar saygısını yitiriyor, bunun sonucunda büyük bir isyan başlıyor. İnsanlar nefretini kusmaya başlıyor, ibadethaneleri yakıyorlar, din adamlarını cezalandırıyorlar, hatta bu insanlardan kaçan din adamları arasında suçlanmanın getirdiği yükle, isyancılara tepkiler doğuyor ve bu tepkilerini çeşitli yollarla göstermeye başlıyorlar. Mesela din adamlarının resim
yeteneği olanları gidiyor resimle, müzik yeteneği olan müzikle underground ortamlarda tepkilerini gösteriyorlar. SLAYER adlı müzik gurubunun God Hates Us All adlı eseri de bu tepkiyle birkaç rahibin bir araya gelmesiyle ortaya çıkıyor mesela. Bunlardan bahsetmem sayesinde "Here Comes the Pain" şarkısını da film müziği yaparım 10 numara olur o zaman.

Bu boktan Romantik/ Komedi/ Gerilim/ Erotik/ Korku/ Fantazi/ Siyasi film için piyangoma isabet eden büyük ikramiyeyi kaynak olarak kullanmaya karar verdim. Böylece hem din aleminden tepki çeker, Avrupa'da iyi izlenirim, hem de put, inek, fare, maymun vb. gibisi yok tapmak için diye Pasifik civarında prim yaparım, bir de üstüne gider Fransadan siyasi sığınma talep ederim, çok temiz olur valla. Zaten piyasada tutunmak istiyosan illaki yalan dolana tamah edecen. Bundan iyi kariyer planı mı olur..

22 Aralık 2009 Salı

Tedirgin edici eğilimler..


Ya o değilde şu Yavruağzı rengini dilimize kazandıran zihniyete ayrıca bir kınama göndermek istiyorum buradan. O nedir la? Hadi bak mesela Turkuaz gelmiş Akdenizin rengi filan denmiş, Fransızca Türk denmesine yakın bir dilde Turkuaz konmuş o nedenle. E sen ne garip bir zihniyetsin de, gidip o antika renge Yavruağzı ismini koyuyon lan. Nereden esinlendin la bi söyle be arkadaşım.

Valla bu arkadaşı bulursam çocukluğuna kadar insem tatmin olamam gibime geliyor. Kesin mahallesinde sapkın cinsel yönelimleri dolayısıyla tepki çeken bir tipti bu. İş aradı, vermediler, kız istedi, siktiri çektiler. Bu da "olm dönüşüm muhteşem olacak, hepinizin dilinde pelesenk olacam" diye mahalleden ayrıldı. Gitti İstanbula göçüp orada, moda tasarım filan gibi yerlerde yükseldi, sonra Büyük Buhran'la birlikte "Abi bu devirde memur olacan garanti para, işsizlik derdi de yok" diyip KPSS'ye girdi ve TDK'ya memur oldu. Oradan da büyük planını yürürlüğe koyabilmek için attığı adımların yardımıyla yavruağzı kelimesini dilimize kazandırdı.

Ama muhtemelen TDKdakiler ya komple sapık ruhluydu o dönem, ya da çok saftı da neler döndüğünü anlayamadılar. Onlar da haliyle bu arkadaşın piyonu konumuna gelip bu kelimeyi dilimize kazandırmada aktif rol oynadılar.

Adam ama ne sunarak bu kelimeyi öne sürdü onu da merak etmiyor değilim açıkcası. Misal "abi bu bebe ağzı olsun ama bebe dersek angaralılara ithaf etmiş oluruz, buna biz bebek ağzı diyelim, ama o zaman da insan erkil bir kelime olur, en iyisi tüm enikleri kapsasın, ama enik ağzı olursa biraz seviyesiz istanbul türkçesinden uzak olur, enik=yavru ozaman yavru ağzı olsun." Bumudur yani, bu kadar basitmi ama işte devlet dairesi olunca, salla başı al maaşı mantığında kimse irdelemeden kabul etti kesin.

Ama bence planı daha da spesifikti. Sonrasında gitti bir sahil kasabasına, muğla iyidir bunun için, ve başladı planın ikinci aşamasına. Önce yerel şiveyi kapıp onlar gibi konuşmaya gayret etti sonrasında ise bu rengi piyasaya sürme zamanı gelmişti. Balığa çıktıklarında erkek erkeğe tabi ortamda, gitti bu o müstehcen renkte bide sarı renkte iki kova buldu tekneye koydu, sonra çırağından bu kovayı istedi seslenip. Diyalog ise şöyleydi;
- Yiğenim getirive o yavrıagzı govayı bakam
- Hangı gova ?
- Ula o yavrıagzı olan işteya
- O ni ki abi anlamıyıvedim ben
- Ula şu amcukagzı rengi olan işte!!!

Tam bu noktada teknede yeterli ilgiyi çekebilse de bu kelime otursa dilimize, işte asıl yıkım o zaman olurdu. Ama işte diğer balıkçılar teknenin öbür ucundaydı ve çırak da daha milli olmamıştı da bu sayede bu krizin kıyısından dönebildik.

Bir düşün ey zat-ı muhterem, evi boyatıyon, boyacıya "tavanlar kavuniçi duvarlar amcıkagzı olsun" demek nasıl olurdu..

Ama işte planı bu aşamada tutmadığı için, bu kelimeyi sadece küçük fantezi çağrışımlarına gebe halde korumayı başarabildik. Dileğim bu değerimizi koruyalım, bir ileriki aşama yıkım olabilir..
Bu noktada bize düşen ise bu rengi alabildiğine az kullanıp bu ibneye prim vermemek..

Yeni nesil sizin elinizde!!!


Şimdi dersini almışsındır sevgili blog. Sana patron kim göstermem gerekiyordu, o nedenle bu haraketimi kişisel almanda hiçbir mahsur görmüyorum. Ne o öyle hadi yaz artık tripleri arkadaşım, altı üstü 10 gün olmuş hem daha, neyin artisliği bu böyle. Neyse artık umarım dersini almışsındır, öyle her dakika senle uğraşamam arkadaşım, bilakis yokluğun çok eğlenceli geçti, gezdim, aleme aktım, alkolun dibine vurdum, film camiasında kendimi hiç aratmadım filan. Yani benim için bi hiçsin bunu bil ona göre davran artık..

Bu bloglara dersini verecen aga, ne bu ukalalık böyle, zaten bi sende bi de yaş gurubumda var bi gariplik şu dönem. Elemanların hepsinde bir yuva kurma, çoluk çocuğa karışma hissiyatı mevcut ne ayak anlamadımki. Yaşı 25 ve üstünü almış bir arkadaş çevresine sahip olarak gözlemlediğim kadarıyla nedir bu bebe merakı hiç anlamadım. Yaşın kaç başın kaç arkadaşım daha, git eğlen bi önce kendi keyfine bak bi süre..

Yalnız bu mevzu da tamamen moda şu anda onunla alakalı. İki ünlü bebe sahibi oldu, piyasa bu yöne kaydı, ardından reklam içerikleri bebelerin yardımıyla yaratıldı. Garip, insan yapacağı bebeyi bile modaya göre belirliyor. Bi yandan çok kolay bir pazar oluşuyor gerçi, yani bir şeyi pazarlamak için takip etmen gereken trendler çok su yüzünde ve basit oluyor..

Yok ama yok millet kıymet bilmiyor. Elimde olsa bekarlığın heykelini dikerim evimin önüne. Elimde değil o nedenle şu yandaki heykelin önünde kiralık daire arıyom sadece şu sıralar.

Yazıktır bu yaşta diye 25lik gençlere sitemde bulunmamın esbab-ı mucibelerinden ilki ise feysbuktaki heveslilerin paylaştığı video içeriğine dayanmakta. Yok ay çok şeker, yok en tatlı 5 bebe, yok mızıldayan bebe derken anasayfayı bebe videoları sardı. Bu nedir ya diye sitemde bulunsam o zaman da inkar ederler adım gibi eminim. Birde gençlerin hevesini de kırmak istemiyom biyerde, boru değil gelecek nesilleri yetiştirecekler.


Ama bana git sen besle bu bebelerden bitane diyen olursa anlını karışlarım o ayrı. Ne bakcam la zibidiye, hayır severim bebeleri yanlış olmasın da, uzaktan güzel onlar, en azından şimdilik. Ben daha ne alemlere akacam, ne yerleri gezecem, ne işim var sabahın 5inde bebe kıçı silmekle.


Ama olur da şu anda biri bana kitlerse bir tane, al bak şu bebeye diye, o zaman o süreç çılgın deneylere gebe olur valla. Öncelikle dayanıklılığını ölçerim, ki elimde kalmasın yok yere, yazık. Sonra kondisyon yükleme işlemlerine başlarım ki sağlam yapılı olsun, e tabi diyalog kurma kısmını da elimden geçirirsem çılgın bi bebe yaratabilirim kanımca.

Yalnız bakım işlemi şunca eğlenceye karşın hala zorlar gibime geliyor. Rutinin biraz dışına çıkmak lazım böyle durumlarda bence. Misal aç bırakacan bi süre ki yemek istesin, tuvalete kitlicen tuvaletini yapmayı öğrensin, altını da değiştirmicen sıçarsa altına ki bi daha yapmasın. Bide sürekli sokağa salacan ki hayatta kalmayı öğrensin. Yandaki bebe misal bi babadan çıktığı çok rahat gözlemlenebilir, en azından baba donuna girmesinden anlaşılabilir. Böyle olacak ki yırtıcı yetişsin.

Böyle aktivitelerle renklendirilirse zevkli bir süreç olacağından şüphem yok, en azından bir süre. Ama şimdi ben daha yurtdışında takılacam, istanbulda tutunmayı denicem, binbir iş değiştirecem filan, gerek yok ayak bağı yapmaya.. Ha ama baştan da dediğim gibi, heveslilerin önünü kesmek olmaz, onlar üretimini yapsın yine. Hem gider ziyaret filan ederiz, küçük deneyler filan yaparız arada.



Bide bu mevzuya girmeden önce bi hayvan besleyip kendini denemek daha başarılı sonuçları doğurur kanımca. Git önce bi kedi filan al, bak bakalım neler yaratabiliyon, ona göre hatalarını görürsün hem. Dosthane ilişkiler kuran bi aslan yetiştirmeyi dene mesela. Veya git bi tavuk bi kurbağa besle en basitinden. Hadi daha gerçekçi olsun, bi köpek al onu eğit, sonuç ne olacak bi dene;



Köpeğin komşunun kazına atlarsa bundan mutlu olmayı da bil ama, en azından çocuğunun komşunun kızına atlamaması için gerekli önlemi alma şansın olur.

Köpeğin alkolik olduysa veya en azından alkole karşı tutumunu belirleme şansın olur çocuğun önünde.

Eğer aceleciysen sabredemeyeceksen deneylere, o zaman sonuçlarına katlanmak da sana kalır, Embesil veya zibidi bir bebe yaratabilme ihtimaline karşı teoriğini güçlendir ama en azından ozaman. Yoksa sen ayrı yanarsın çocuk ayrı yanar bak, uyarmadı deme...